17 Kasım 2015 - 08:21
Dünyanın derdi IŞİD, peki ya AKP’nin?

Türkiye’de toplanan G-20 zirvesinin hemen öncesinde Paris katliamı gerçekleşmeseydi, AKP G-20 zirvesini IŞİD’den ziyade PYD-YPG karşıtı bir lobi sahasına dönüştürmeye çalışacaktı. IŞİD’in bu açıdan Türkiye’nin elini zorlaştırdığı söylenebilir. Ancak Türkiye, IŞİD’in yarattığı dehşetten PKK-YPG karşıtı bir koalisyon yaratmak gibi hayli dolambaçlı çabasını sürdüreceğe benziyor. Nitekim, Tayyip Erdoğan’ın Paris katliamından hemen sonra yaptığı açıklama bunun teyidi niteliğindeydi: “Benim teröristim iyi seninki kötü mantığını bir tarafa bırakmamız gerekir”.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Türkiye’de toplanan G-20 zirvesinin hemen öncesinde Paris katliamı gerçekleşmeseydi, AKP G-20 zirvesini IŞİD’den ziyade PYD-YPG karşıtı bir lobi sahasına dönüştürmeye çalışacaktı. IŞİD’in bu açıdan Türkiye’nin elini zorlaştırdığı söylenebilir. Ancak Türkiye, IŞİD’in yarattığı dehşetten PKK-YPG karşıtı bir koalisyon yaratmak gibi hayli dolambaçlı çabasını sürdüreceğe benziyor. Nitekim, Tayyip Erdoğan’ın Paris katliamından hemen sonra yaptığı açıklama bunun teyidi niteliğindeydi: “Benim teröristim iyi seninki kötü mantığını bir tarafa bırakmamız gerekir”.

1 Kasım seçimlerinden kendisinin bile beklemediği bir başarıyla çıkan AKP içeride Kürt hareketi başta olmak üzere muhaliflere yönelik basıncı artırırken, Suriye’de de etkin bir rol üstlenmek için harekete geçti. Her şeyden önce Rojava’daki demokratik özerk sistemin kendileri açısından risk barındırdığını ilan eden AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan başta Amerika olmak üzere uluslararası koalisyonu yanına çekmeye çalışarak buradaki denklemi kendi lehine çevirmeye yöneliyor. Ayrıca, Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin’i G-20 sırasında Kürtlerle ilişkilerini gözden geçirmeye çağıracağını üstü örtük bir biçimde ifade etmişti.

G-20 “hesaplaşması”

AKP yanlısı basın, 1 Kasım’ı Türkiye’nin uluslararası güçlere ve “iç işgalcilere” bir meydan okuması olarak yorumlarken G-20 toplantısını da Batı ve Rusya’yla bir hesaplaşma olarak değerlendiriyor.

Hükümete yakın Yeni Şafak gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül’ün G-20’ye dair ifadeleri bu açıdan dikkat çekici: “1 Kasım bir vatan savunmasıydı ve alınan sonuç bir meydan okumadır. İçerideki ‘iç işgalciler’ zayıflatılmıştır. Ama bunun hemen yakın bölgedeki ortaklarına müdahale edilemezse, ‘iç işgal girişimi’ kaldığı yerden devam edecektir. G20 üzerine yapılacak tartışma da bu hesaplaşmanın küresel ölçekte oluşuna ilişkin tartışmadır.”

Yazıda bahse konu edilen “iç işgalciler” AKP’nin başkanlık sistemi hedefine meydan okuyarak ademimerkeziyetçi bir yönetim modeli talep eden Kürt hareketi. AKP PYD’nin eriştiği uluslararası itibarı berhava etmediği sürece Türkiye içinde yürüttüğü anti-Kürt operasyonların kalıcı olmayacağı, Rojava’nın orta-uzun vadede Türkiye’deki Kürt hareketini yeniden diriltecek bir unsur olabileceği korkusunu yaşıyor.

Rojavalılar ne diyor?

AKP’nin 1 Kasım başarısı Rojava’yı nasıl etkiledi? ABD’nin bu seçimlerdeki sonucun da etkisiyle Türkiye’yle daha sıkı ilişkilere girip Kürtlere sırtını dönebileceğini düşünüyorlar mı? YPG ve PYD’nin üst düzey yetkilileri bu sorulara şu an yanıt vermenin kendileri açısından bir fayda sağlamayacağını belirterek sessiz kalmayı tercih ettiklerini ifade ediyor.

Kobanê’den telefonla ulaştığımız Öz Savunma Birlikleri üyesi Civan Ahmed ise PYD ve YPG yetkilileri kadar ketum değil. ABD’nin Türkiye’ye yüzünü, Kürtlere de sırtını dönebileceğine ihtimal vermiyor: “Amerika da Avrupa da askeri veya siyasi olarak bize sırtını dönmeye kalkarsa, karşısında kendi haklarını bulur. Çünkü tüm Batı biliyor ki, biz IŞİD gibi bir barbarlığa karşı savaşıyoruz. Bize sırtını dönen, barbara yüzünü dönmüş sayılır. Batı halkları bunu kabul eder mi? IŞİD’i ancak biz durdurabiliriz. Bunu görmüyorlar mı?”

YPG ile Pentagon arasındaki ilişkilerin en üst seviyede olduğunu ancak aynı seviyenin Beyaz Saray’la hâlâ sağlanamadığını iddia eden Rojavalı gazeteci Barzan İso da ABD diplomatlarının muhtelif zamanlarda PYD yetkililerine “Türkiye’yle ilişkilerimizde Rojava kırmızı çizgidir. Buraya müdahale ettirmeyiz” dediğini iddia ediyor ve ekliyor: “Orta Doğu’daki dengelerin ne kadar buz üstünde olduğunu bilen Rojava yönetimi, bir çok olasılığa göre kendini hazırlıyor”.

Suriye’nin en büyük Kürt kentlerinden Qamişlo’dan telefonla ulaştığımız PYD Dış İlişkiler Mektebi üyesi ve PYD Eş Başkanlığı danışmanı Sihanok Dibo ise İso’nun işaret ettiği “hazırlıklara” dair şunları söylüyor: “Çocuğundan yaşlısına tüm Rojavalıların yeni bir tutsaklığa asla rıza göstermeyeceğini uluslararası güçler biliyor. Halkın iradesi herşeyin üstündedir. Kobani, Washington’dan Moskova’ya, Paris’ten, Londra’ya kadar tüm Batı’nın da korunduğu bir direnişti. Rojava, barbarlığa karşı direnen medeniyetin temsilcisidir. Dünya bunu görüyor.”

“Peki, ABD’nin Kürtleri satabileceğine dair tartışmalara ne diyorsunuz?” sorumuza ise Dibo’nun yanıtı kısa ve net: “Amerika bizi satın almadı ki satabilsin!”

Türkiye’deki seçimlerden AKP’nin tek başına iktidarla çıkmasından hemen sonra, 5 Kasım’da ABD’nin IŞİD karşıtı operasyonlarının koordinatörü Albay Steve Warren’ın YPG’ye silah vermediklerini açıklaması “ABD Kürtlere sırtını mı döndü?” sorusunu gündeme getirmişti.

Warren, Ekim 2015’te çoğunluğu YPG-YPJ savaşçılarından oluşan Suriye Demokratik Güçleri içindeki Arap Koalisyonu’na silah yardımı yaptıklarını ifade ederek Türkiye’nin arzuladığı işareti çakmıştı: “Kürtlere değil, Araplara silah veriyoruz!”

ABD Dışişleri Bakanlığı 11 Kasım’da Warren’in açıklamasını bir adım daha ileri götürerek Rojava’daki özerkliği benimsemediklerini ifade etti. Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Mark Toner’in şu sözlerini buraya not edelim: “Biz onların (PYD) Suriye'de bir çeşit yarı özerklik geliştirmelerini istemiyoruz… IŞİD ile mücadelede, YPG'nin ne kadar etkin ve güçlü olduğunu bilmekle birlikte, bizim duruşumuz bu yönde.”

Sihanok Dibo’nun şu sözleri Toner’in değerlendirmesine yanıt niteliğinde: “Demokratik özerkliği Amerika’dan, Rusya’dan bağımsız olarak buradaki tüm halklar ve inançlarla beraber ilan ettik. Kürtlerin Kobani zaferi dünya medeniyeti açısından da bir zaferdi. Şimdi eğer buna rağmen Rojava’da 4 milyon Kürdü yakmayı düşünüyorlarsa, o ayrı bir konudur.”

IŞİD karşıtı uluslararası koalisyonun sahadaki müttefiki olan Kürtler açısından bir hayli engebeli bir dönemin 1 Kasım itibariyle başladığı görülüyor. Ancak Dibo’nun da altını çizdiği üzere ortada bir de Kürtlerin direniş kararlılığı var. Bu direnişe Batı kamuoyu, Kobanili militan Civan Ahmed’in dediği gibi destek mi verecek, seyirci mi kalacak, bilemiyoruz.

Ancak Batılı güçler, çeşitli vaatleri karşısında Kürtleri Türkiye’nin saldırılarıyla baş başa bırakırsa, IŞİD’e yeni bir can suyu vermiş olacak. Türkiye dahil bölgedeki anti-Kürt aktörlerin saldırıları Orta Doğu’yu yeni bir kanlı geleceğe hapsedecek. Paris katliamıyla burun buruna geldiğimiz ürkütücü hakikat şu ki, bu kanlı gelecekten Batı da azade kalamayacak.

Irfan Aktan